Amerika Birleşik Devletleri’nde demokrasiye duyulan güvenin giderek aşınması, yaklaşan ara seçimler öncesinde siyasi atmosferi iyice gerginleştiriyor. ekonomim.com’da yer alan The Economist’in analizine göre, hem seçim bölgeleri üzerindeki çekişmeler hem de sandık meşruiyetine dair karşılıklı suçlamalar, Amerikan toplumundaki kutuplaşmayı derinleştiriyor. İşte sistemin dayanıklılığının sorgulandığı ve seçim sonuçlarının ötesinde bir “güven krizi” olarak tanımlanan o gelişmelere dair detaylar:
ABD’de seçim sistemine duyulan güven, son yıllarda ciddi bir aşınma yaşıyor. Kamuoyunda giderek artan bir kesim, seçimlerin adil ve şeffaf biçimde yürütüldüğüne artık inanmıyor. Bu güvensizlik, siyasi kutuplaşmanın derinleşmesiyle birlikte daha da belirgin hale geliyor.
Analistlere göre, Donald Trump’ın Amerikan halkındaki olumsuz algısı, Cumhuriyetçi Parti için yaklaşan ara seçimlerde ciddi bir risk oluşturuyor. Başkan Trump’ın Kasım ayındaki ara seçimleri kaybedeceğini tahmin edenler ağırlıkta. Bunun Trump’ı önümüzdeki dönemde “dizginleyebileceği” ve buna ihtiyaç olduğu görüşü de revaçta.
Demokratlar, Senato’yu da ele geçirebilir
The Economist’in güncel tahmin modeline göre, Demokratların Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde etmesi neredeyse kesin görülürken, Senato’nun kontrolünü ele geçirme ihtimali de var.
The Economist’in geçen hafta kapağına taşıdığı analize göre, asıl dikkat çeken mesele ise, seçim sonuçlarından ziyade seçimlere duyulan güvenin zedelenmesi. Her iki siyasi parti de karşı tarafı seçimlerde hile yapmakla suçlarken, bu karşılıklı ithamlar seçmen nezdinde sistemin meşruiyetine zarar veriyor. Özellikle 2020 başkanlık seçimlerinin hileli olduğu yönündeki asılsız iddiaların Trump ve destekçileri tarafından seçimi kaybetmelerinden sonra yayılması, seçim sistemine olan inancı ciddi biçimde sarstı.
Öte yandan, seçim bölgelerinin siyasi avantaj sağlamak amacıyla yeniden çizilmesi konusunda yaşanan sert çekişmeler de eleştirilerin odağında. Uzmanlar, bunun modern ABD siyasetinde benzeri az görülmüş bir yoğunlukta yaşandığını ve seçmenlere, politikacıların rekabet etmekten çok sonuçları şekillendirmeye çalıştığı izlenimini verdiğini belirtiyor.
Tüm bu gelişmeler, ABD’de demokratik süreçlerin dayanıklılığına dair soru işaretlerini artırırken, seçim sisteminin “vandalizme karşı savunmasız” olduğu yönündeki kaygıları da güçlendiriyor.


