24.3 C
İstanbul
11 Haziran 2026, Perşembe
Kızılay Web Banner 728X090

Barış masası tehlikede! Ateşkesin önündeki 4 büyük engel

ABD ile İran arasında nisan ayının başında sağlanan ateşkes, tarafların gerçekleştirdiği yeni saldırılar nedeniyle bir kez daha kırılgan hale geldi. İngiliz yayın kuruluşu BBC, ateşkesin kalıcı şekilde sürdürülmesini zorlaştıran başlıca faktörleri mercek altına aldı.

Washington ve Tahran arasında haftalar önce varılan ateşkes anlaşmasına rağmen sahadaki gerilim yeniden yükselişe geçti. Hem ABD Başkanı Donald Trump hem de İranlı yetkililer, yaptıkları açıklamalarda çatışmaların sürebileceğine işaret eden ifadeler kullanıyor.

Hürmüz Boğazı’nda bir Amerikan helikopterinin düşürülmesinin ardından ABD, 10 Haziran Çarşamba günü İran’daki bazı noktalara hava saldırısı düzenledi. Buna karşılık İran Devrim Muhafızları, Bahreyn ve Ürdün’de bulunan ABD askeri üslerini füze ve insansız hava araçlarıyla hedef aldı.

Yaşanan gelişmeler sonrasında Trump, ayrıntı paylaşmadan İran’ın artık “sonuçlarına katlanacağını” belirtti. İran’ın ciddi şekilde zayıflatıldığını savunan Trump, Tahran yönetiminin söylemde kaldığını ve somut adım atamadığını öne sürdü.

Trump’ın açıklamaları, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin daha önce yaptığı sert uyarıların ardından geldi. Arakçi, İran’ın herhangi bir saldırı veya tehdide cevapsız kalmayacağını ifade ederken, ABD’nin sahada başarısızlıklarla karşı karşıya olduğunu savunmuştu.

Şu ana kadar iki taraf da ateşkesi tamamen sona erdirmiş değil. Ancak artan karşılıklı hamlelerin, Washington ve Tahran’ın çatışmayı kalıcı olarak bitirecek kapsamlı bir uzlaşıya varma çabalarını olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor.

Uzmanlara göre ateşkesin korunmasını güçleştiren dört temel unsur öne çıkarken, bölgedeki mevcut tablo kalıcı barışın neden hâlâ uzak bir hedef olduğunu gözler önüne seriyor.

1. İran için ‘zorlu anlaşma’

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Center for International Policy’de kıdemli araştırmacı Sina Toossi’ye göre, bunun bir nedeni, ateşkesin çatışmanın “temel meselesini” İran perspektifinden çözmemiş olması.

Toossi, İsrail’in Lübnan’daki devam eden askeri faaliyetlerine işaret ediyor. Ayrıca yaptırımlar ve İran limanlarına yönelik deniz ablukası da dahil olmak üzere ABD’nin İran üzerindeki süregelen askeri ve ekonomik baskısını hatırlatıyor.

Salı günü İsrail güçleri, İran’ın bu tür saldırıların durdurulması çağrısından bir gün sonra, Lübnan’ın güneyindeki Sur kentini vurdu.

Toossi, Tahran’ın bunu giderek, Washington’un “önemli ölçüde nüfuzunu” koruduğu, ancak tam kapsamlı bir çatışmaya geri dönmekten kaçındığı bir savaş sonrası düzen olarak gördüğünü ve İranlı yetkililerin bunu “istikrarsız ve kabul edilemez” olarak değerlendirdiğini söylüyor.

Bu görüşe göre İran’ın endişesi, ABD’nin askeri baskıyı sürdürebilmesi ve bölgesel müttefiklerini hedef alabilmesi halinde, bu önlemlerin zamanla İran’ın konumunu aşındırarak bölgesel dengelerin “kalıcı bir özelliği” haline gelmesi.

Uzmanlar ayrıca İran liderliğinin, ABD ve İsrail’in askeri ve ekonomik baskıyı sürdürmesine imkân tanıyan bir ateşkesi kabul etmemeye dönük bir iç baskıyla karşı karşıya olduğunu da söylüyor.

2. İsrail’in rolü

Analistler ayrıca, ateşkesi sürdürme çabalarını zorlaştıran temel bir unsur olarak İsrail’in eylemlerine işaret ediyor.

İngiltere merkezli Royal United Services Institute’ta (Rusi) kıdemli araştırmacı Dr. H. A. Hellyer, İsrail’i diplomatik çabalarda potansiyel bir “bozucu” olarak tanımlayarak, “Tel Aviv’in çıkarı, İran’ı bölgesel bir güç olarak ayakta tutan herhangi bir ABD–İran anlaşmasını engellemek yönünde” diyor.

Pazar günkü saldırıların ardından Trump’ın Tel Aviv’e İran’a saldırmaması yönünde çağrıda bulunmasına rağmen, İsrail’in ne ölçüde Trump’a karşı geldiği konusunda bazı tartışmalar yaşandı.

Ancak askeri uzmanlar, İran’la uzun süreli bir çatışmada İsrail’in ABD desteğine bağımlılığına dikkat çekiyor.

İsrail’in Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden kıdemli araştırmacı Yehoshua Kalisky, Reuters’a yaptığı açıklamada, “Bu savaşta İsrail’in çok uzun süre tek başına ilerleyemeyeceği konusunda şüphe yok” dedi.

Askeri tarihçi Danny Orbach’a göre, İsrail, İran’la yapılacak herhangi bir anlaşmanın kendi güvenlik kaygılarını göz ardı edemeyeceği yönünde bir mesaj veriyor.

Reuters’a verdiği röportajda, “Eğer olası herhangi bir ateşkes anlaşması İsrail’in çıkarlarını fazla ölçüde zedelerse, İsrail masayı devirebilir” dedi.

3. Müzakere aracı olarak gerilimi tırmandırma

Üçüncü bir etken ise, gerilimin tırmanmasının müzakere stratejisinin bir parçası haline gelmiş olması.

ABD ve İsrail’in süregelen askeri baskısı, yaptırımları ve deniz ablukasına rağmen, İran liderliği yerinde kaldı ve güvenlik aygıtı bütünlüğünü korudu. Muhaliflerinin öngördüğü iç karışıklık ise gerçekleşmedi.

Analistler bunun Tahran’ın dayanıklılık algısını güçlendirmiş olabileceğini söylüyor. İran, her ne pahasına olursa olsun çatışmadan kaçınmak yerine artık baskıyı göğüsleyebilecek durumda olduğunu düşünebilir ve yeni kırmızı çizgileri uygulama konusunda daha istekli olabilir.

Aynı zamanda uzmanlar, askeri baskı ile diplomasinin birbirini dışlayan unsurlar olmadığını vurguluyor.

Toossi, “İran diplomasiyi terk etmiyor” diyor.

Toossi’ye göre Lübnan, Körfez ve diğer yerlerde sıklıkla İran destekli grupların da dahil olduğu son dönemdeki faaliyetler, daha geniş çaplı bir savaşı tetiklemeyi amaçlamaktan ziyade mevcut statükonun maliyetini artırmayı ve İran’ın pazarlık konumunu güçlendirmeyi hedefliyor olabilir.

Hellyer da bu görüşü paylaşıyor: “Mantık basit. Eğer İran’a saldırmak İsrail ve müttefikleri için bedelsizse, bunu bölgedeki daha geniş Amerikan çıkarları için maliyetli hale getirmek.”

4. ABD’nin etkisi

Son bir etken ise ABD’nin rolü ve nüfuzunu ne ölçüde kullanmaya istekli olduğu.

İsrail’in başlıca askeri destekçisi olarak Washington, silah, finansman ve diplomatik destek sağlayarak çatışmanın seyri üzerinde önemli bir etki gücüne sahip.

Hellyer, bu etkinin ateşkesin kırılganlığını anlamada merkezi bir unsur olduğunu savunuyor.

“Washington Tel Aviv’in değişmesini istiyorsa, bunu gerçekleştirecek etkiye sahip” diyor ve desteğe sınırlar getirileceği yönünde bir sinyal vermenin bile “Tel Aviv’in dikkatini hemen çekeceğini” ekliyor.

Ancak Hellyer, ABD’nin bu etkiyi buna uygun şekilde kullanmamayı tercih etmesi durumunda, ateşkesin sürmemesinde sorumluluğu olacağını söylüyor.

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Stay Connected

0BeğenenlerBeğen
3,913TakipçilerTakip Et
0AboneAbone Ol
- Advertisement -spot_img

Latest Articles