CHP’nin Grup Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. CHP’ye yönelik tartışmalı mutlak butlan kararının ardından gerçekleştirdiği il ziyaretlerine dikkati çeken Özel şöyle konuştu:
“Partimize yönelik saldırının, işgalinin ardından Ankara’da oturmadık. Nerede olmamız gerekiyorsa orada olduk.
Köy köy, belde belde, şehir şehir gidiyoruz ve milletimizle kucaklaşıyoruz. Cadde cadde, sokak sokak, meydan meydan mücadeleyi büyütüyoruz.
Başkasının planına göre dğeil, milletin hesabına göre yapılan siyaseti milletimizle birlikte ilmek ilmek örüyoruz.
Belki makamlar yok, şatafatlı sahneler yok ama bazen bir kamyon kasasının arkasında, bazen bir traktör römorkunun arkasında, bir kahve sandalyesinin üstündeyiz ama milletin gönlündeyiz.
Bir yanda bir mahkeme kararıyla mutlak sultanın, mutlak butlandan partiyi bölme umutlarıyla ve onun teklif ettiği görevi kabul eden bir avucun yalnızlığı; bir yanda ise İzmir’de yüz binlerin kararlılığı var. Yürekten teşekkür istiyorum.
Önce Diyarbakır’daydık, Diyarbakır sokaklarındaydık. Baskılardan, kayyumlardan çok çeken şehrin bizi en iyi anlayacağı şehir olduğunu biliyorduk.
Diyarbakır’a adımımızı attık ve birtakım tartışmaları da geride bırakmıştık.
“Demirtaş’ın selamlarını aldık, başımızın üzerine koyduk”
Ama bizi karşılayan Diyarbakır’dan kıymetli bir isim dedi ki ‘Dün akşamdan üzerimden bir selam var.’ Dün akşam gece avukatlarını çağırmış, genel başkanı karşılayacağını duydum, onun üzerinden CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e selamlarımı ilet, şehrimize hoş gelmiş’ dedi. Sayın Demirtaş’ın selamlarını aldık, başımızın üzerine koyduk.
NATO önlemleri
Erdoğan’a yakışan, hepimizi utandıran bir tablo var. Ankara’da utanç verici bir şeyler oluyor.
Yabancı liderler gelecek diye kendi insanına çile tasarlayan, güvenlik önlemini akıl almaz boyutlara taşıyan bir acayip hâl var. Bir de protesto gösterileri olabilir şüphesiyle gözaltına alınan 225 kişi ve bunların 178’inin tutuklanması var. 30 yıl öncesinde, 40 yıl öncesinde kalmış örgütlerin isimlerini söyleyip bu örgütlere üyelikle suçluyorlar. Ve diyorlar ki; bunlar gelir, burada eylem yapar.
Bu mesele bırakın Türkiye’de yaşananlar açısından, demokrasi açısından yaşanan her şey bir yana bu ülkede 2014 yılı kasım ayında Meclis’e o dönemin AKP’si Adalet Bakanlığı’ndan İçişleri Bakanlığı’nın da görüşleri alınarak bakanlar kurulundan bir kanun tasarısı sevk ettiler.
İki başlık vardı. İç güvenlik paketi içinde yer alır. Biri önleyici gözaltıydı, diğeri koruyucu gözaltıydı. Dünya kadar tartışıldı. Meclis’te komisyonda savunurken alman hukukunda var dediler. Açtık okuduk. Bir kanun nasıl uygulanmalı diye uygulamacıya yön gösteren katalogları okuduk.
Kişi elinde benzin bidonu ve çakmakla kendini yakmak üzereyken yapılan gözaltıya koruyucu gözaltı denir. Süresi şununla sınırlıdır, derhal gerekli, kurumlara gidip izah edilir. Aksi halde gözaltı sonlanır.
Hakkında soruşturma başlatıldığı öne sürülen komedyen Deniz Göktaş’a destek
Ülkemizde uzun zaman sonra siyasi mizah yapan genç bir kardeşimiz var.
Üzerine konuşulmaya başlanınca açtım, tamamını izledim. İktidarı da eleştiriyor bizi de eleştiriyor. Ekrem Başkanı eleştiriyor, şaka yapıyor.
Hepimiz de güldük. O sırada Erdoğan’ı da eleştiriyor. Terapistliğini isterim ama beni tutamazlar diyor. Bu kadar.
Kuran’a hakaret, dini değerlerle alay bilmem ne falan. İktidara yakın kalemler hedef tahtasına aldı gencecik çocuğu. şimdi efendi yurtdışına kaçtı mı gelecek mi… Şakadan anlamayan, ifade özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayış var karşımızda.
Gençlere sesleniyorum; sanmayın ki böyledir.
Sanmayın ki cumhurbaşkanı, bakan, genel başkanların böyle bir dokunulmazlığı var. Kimsenin böyle bir dokunulmazlığı yok. Bunlardan öncekiler bunun elli katına tahammül etti, tahammülü geç takdir ettiler. Bir ülkede mizah varsa o yöneticide özgüven vardır. Bugün yaşanan acziyettir. güçlü lider falan değildir.
Güçlü liderlerin karikatürden, şakadan dizi titremez. Söz veriyorum; diyor ya Erdoğan’la 30 yıllık yolculuğum var diye. Deniz kardeşime söz veriyorum Erdoğan’la olan 30 yıllık yolculuğunu sonlandıracağım.
Ülkenin yüzde 80’i Afrika standartlarında, yüzde 20’si Lüksemburg standartlarında yaşıyor.
“Ekonomide tarihin en kötü dönemini yaşıyoruz”
Tam böyle AK Parti’nin, geçmişte diyorlardı ya ‘ustalık dönemi’, tam böyle AK Parti’nin tükeniş dönemi… Ne uygun? Üçüncü bir kısım. Bunlar geldiğinde 3Y ile mücadele için gelmişti: Yasakları, yoksulluğu ve yolsuzluğu ortadan kaldırmak için. Yolsuzlukta geldikleri nokta ortada. Yasakları gençlerle birlikte konuştuk. Ve bir yandan insanları yoksullaştıran bu kara düzen.
Maalesef gelir ve servet adaletsizliği öyle bir boyuta ulaştı ki ülkenin yüzde 80’i Afrika standartlarında, yüzde 20’si ise Lüksemburg standartlarında yaşıyor. Böyle bir ayrılık var.
Artık ne orta direk orta gelir seviyesi kaldı.
Eskinin orta direği fakir, eskinin fakirleri derin yoksulluğun pençesindeler.
Yüzde 32,6’lık enflasyonla Avrupa’da birinciyiz, dünyada beşinci sıradayız.
Avrupa Birliği’nin enflasyon ortalaması yüzde 3,3. Hani diyorlar ya ‘Enflasyon herkesin başının belası.’ Avrupa Birliği ortalaması 3,3, Türkiye’ninki 33, tam 10 katı! Yani Türkiye’deki hayat pahalılığı hızı, Avrupa’dakinin tam 10 katı ve her seferinde bir zam, bir önceki zammın üstüne binerek ilerliyor.
Tarımda kendi kendine yeten ülkelerden biri diye sayılıyorduk, şimdi gıda enflasyonunda yine Avrupa’da birinciyiz, dünyada beşinci sıradayız.
Dünyayı düşünün, dünyadaki bütün ülkeleri düşünün, dünyadaki ülkelerin tamamında enflasyonu gıda enflasyonu bizden kötü olan 4 tane ülke var sadece. Gerisinde gıda enflasyonunda çok daha ileri durumdayız.
Gıda enflasyonumuz yüzde 35, dünya ortalaması yüzde 2. Türkiye’deki gıda enflasyonu bütün dünyanın ortalamasının tam 17 katı!
Ekonomide tarihin en kötü dönemini yaşıyoruz.
Bitmeyen, sonu görünmeyen bir ekonomik krizin içindeyiz ve bunun en yakıcı tarafı gıda enflasyonu, çünkü herkesin evladının kursağından geçecek lokmanın, meyvenin, proteinin her birisinin hesabı kitabı burada tıkanıyor.”


