23.4 C
İstanbul
6 Eylül 2026, Pazar
Kızılay Web Banner 728X090

Cevdet Yılmaz OVP’yi açıkladı! İşte hedefler

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Uyguladığımız politikalar çerçevesinde TL’ye güven artmaya devam etmiş, TL mevduatımızın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine yükselmesi, izlediğimiz politikaların isabetli olduğunun somut göstergesi olmuştur.” dedi.

Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet ŞimşekCumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı SusmazCumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan ile 2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli Program’ı (OVP) açıkladı.

OVP’nin her yıl olduğu gibi bu yıl da Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığının müşterek çalışmasıyla hazırlandığını belirten Yılmaz, “Hazırlık sürecine bakanlıklarımız ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız önemli katkı sunmuş, özel sektör ve meslek kuruluşlarımızın görüş ve değerlendirmeleri alınmıştır. Ortak aklı ve katılımcılığı esas alan bir anlayışla hazırladığımız Programımızda, ilgili tüm taraflarla yürüttüğümüz istişareler de politika ve tedbirlerimize yansıtılmıştır.” ifadesini kullandı.

Sunumda öncelikle dünya ekonomisindeki mevcut görünüme değinileceğini, ardından uygulamakta oldukları program kapsamında bugüne kadar kaydettikleri mesafe ve sonrasında 2027-2029 dönemine ilişkin makroekonomik hedefleri paylaşacaklarını aktaran Yılmaz, belirlenen hedeflere nasıl ulaşacaklarına dair öncelikli reform alanlarını, planlanan politika ve tedbirleri ortaya koyacaklarını söyledi.

Gelecek üç yıla ilişkin temel politika belgesi olan OVP’nin, Kalkınma Planı doğrultusunda hazırlanan ve her yıl güncellenen üç yıllık bir politika çerçevesi sunduğunu vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:

“Program, makroekonomik hedef ve tahminlerimizi, gelir ve gider ile borçlanma görünümünü, kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını ve reform gündemimizi ortaya koymakta, aynı zamanda bütçe sürecinin temel çerçevesini oluşturmaktadır. Dünya ekonomisi, son dönemde ekonomik, teknolojik ve jeopolitik gelişmelerin iç içe geçtiği, öngörülebilirliğin azaldığı ve risklerin tarihi yüksek seviyelere çıktığı yeni bir süreçten geçmektedir. Türkiye ekonomisi de elbette dünyadan ve bölgemizde yaşanan bu gelişmelerden bağımsız değildir. Özellikle bölgemizde yaşanan savaşın doğrudan ve dolaylı etkileri, enerji ve emtia fiyatlarından küresel ticarete, enflasyon görünümünden büyüme beklentilerine kadar birçok alanda hissedilmektedir. Bunun yanında geleneksel tarife artışlarının yanında yeni nesil korumacılık eğilimleri ve ticaret politikalarındaki belirsizlikler de küresel görünümü etkilemektedir.”

“64,3 dolar olarak varsaydığımız Brent petrol 89,3 dolara yükseldi”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, programın makroekonomik çerçevesini oluştururken, geçen yıl esas aldıkları varsayımların bu yılın başında bölgedeki savaş başta olmak üzere yıl içerisinde yaşanan hadiseler doğrultusunda güncellendiğini bildirerek, şu bilgileri verdi:

“Geçtiğimiz OVP’deki varsayımların başında gelen küresel büyüme tahmini yüzde 3,1’den yüzde 3’e geriledi. Ticaret ortaklarımızın büyüme tahmini yüzde 2,4’ten yüzde 1,6’ya, Avro Bölgesi büyümesi yüzde 1,2’den yüzde 0,9’a gerilerken bölgemizde yaşanan savaşın etkisinin en belirgin görüldüğü Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) ülkelerinde ise yüzde 3,4 olarak öngörülen büyüme, yüzde eksi 0,5’e kadar geriledi. Geçtiğimiz yıl OVP’yi hazırlarken uluslararası kuruluşların tahminleriyle uyumlu olarak 2026 yılı için 64,3 dolar olarak varsaydığımız Brent petrol fiyatı ortalamada 89,3 dolara yükseldi. Enerji dışı emtia fiyatlarında yüzde 5,7 oranında düşüş beklerken, bugün yüzde 18,6 oranında bir artış öngörülmektedir. Küresel enflasyon tahmini ise bu gelişmelere bağlı olarak yüzde 3,6’dan yüzde 4,7’ye yükselmiş durumdadır.”

“2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik”

Özellikle savaşla birlikte enerji ve emtia fiyatlarında ortaya çıkan arz yönlü baskıların ve Türkiye’nin başlıca ticaret ortaklarındaki zayıflamanın doğal olarak 2026 yılı tahminlerine de yansıdığını hatırlatan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik. Sanayi büyümesi tahminimiz yüzde 2,3’e gerilerken, yıl sonu enflasyon tahminimiz yüzde 28,4’e yükseldi. Enerji fiyatlarındaki yükselişin dış dengemiz üzerinde doğrudan etkisiyle enerji ithalatı tahminimiz 63 milyar dolardan 71 milyar dolara yükselirken, dış ticaret açığı tahminimiz 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkmıştır. Buna bağlı olarak cari işlemler açığının milli gelire oranına ilişkin tahminimizi de yüzde 2,6’ya güncelledik. Turizm gelirleri tahminimiz ise yine savaşın etkisiyle 68 milyar dolardan 65 milyar dolara revize edilmiştir. Bu güncellemeler programımızın yönünde veya ana çerçevesinde bir değişiklik anlamına gelmemektedir. Nitekim geçtiğimiz yıl öngörülmeyen ölçekte ortaya çıkan savaş ve beraberinde getirdiği enerji ve emtia şoku, dış talepteki zayıflamayla birlikte tüm ekonomiler üzerinde ilave bir yük oluşturmuştur. Buna rağmen Türkiye ekonomisi üretmeye, büyümeye ve istihdam oluşturmaya devam etmektedir.”

“İhracatımızı şoklara daha dayanıklı hale getirme çabamız devam edecek”

Yılmaz, 2026 yılının hem küresel büyümenin hem de dünya ticaretinin belirgin biçimde ivme kaybettiği bir yıl olarak karşılarına çıktığının altını çizerek, “Bununla birlikte, 2027 yılına ilişkin beklentiler küresel görünümde yeniden bir toparlanmaya işaret etmektedir. Küresel büyümenin yüzde 3,4’e, küresel ticaret hacmindeki artışın ise yüzde 4,3’e yükselmesi beklenmektedir. Özellikle küresel ticarette beklenen bu canlanmanın, dış talep koşullarının iyileşmesine ve ihracatçı ülkeler açısından daha destekleyici bir ortamın oluşmasına katkı sağlamasını bekliyoruz.” diye konuştu.

Türkiye’nin ihracatının yaklaşık yüzde 96’sını oluşturan başlıca ticaret ortaklarının ağırlıklı büyümesinin 2025 yılındaki yüzde 2,4 seviyesinden 2026 yılında yüzde 1,6’ya gerilemesini beklediklerini anlatan Yılmaz, şunları paylaştı:

“2027 yılında ise dış talep koşullarının yeniden iyileşmesiyle bu oranın yüzde 2,8’e yükselmesini öngörüyoruz. Bu zayıflama, ihracatımızın yaklaşık yüzde 43’ünü gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği ile yüzde 22’sini gerçekleştirdiğimiz MENA Bölgesinde özellikle dikkat çekicidir. En büyük ihracat pazarımız olan Avrupa Birliği’nde 2025 yılında yüzde 1,6 olarak gerçekleşen büyümenin 2026 yılında yüzde 1,2’ye gerilemesi, 2027 yılında ise sınırlı bir toparlanmayla yüzde 1,4 seviyesine yükselmesi beklenmektedir. MENA Bölgesinde ise savaşın ve jeopolitik gerilimlerin ekonomik faaliyet üzerindeki etkisi çok daha belirgindir. 2025 yılında yüzde 3,3 büyüyen bölge ekonomisinin, 2026 yılında yüzde 0,5 oranında daralacağı tahmin edilmektedir. 2027 yılında beklenen yüzde 7,3’lük güçlü büyümede ise 2026 yılındaki bu sert daralmanın oluşturacağı baz etkisinin önemli rol oynayacağını değerlendiriyoruz. Dolayısıyla, AB ve MENA bölgelerinin toplam ihracatımızın yaklaşık üçte ikisini oluşturduğu dikkate alındığında 2026’da ihracatçılarımızın oldukça zorlu bir dış talep ortamına rağmen başarılı bir performans sergiledikleri görülmektedir. Yıllar içerisinde ihracat pazarlarını çeşitlendiren ülkemizin mevcut pazardaki güçlü konumunu korurken, yeni pazarlara erişimini artırma, ihracatımızı bölgesel ve küresel şoklara karşı daha dayanıklı hale getirme çabamız önümüzdeki dönemde de devam edecek.”

“Savaşla jeopolitik risk endeksi çok hızlı yükseldi”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, küresel ekonomik görünüm üzerinde belirleyici olan unsurlardan birinin de jeopolitik risklerde yaşanan belirgin artış olduğuna dikkati çekerek, şunları dile getirdi:

“Savaşın başlamasıyla birlikte jeopolitik risk endeksinin çok hızlı bir şekilde yükseldiğini görüyoruz. Savaş öncesinde uzun dönem ortalaması etrafında seyreden endeks, savaşın ardından tarihsel ortalamasının oldukça üzerine çıkmış ve yüksek bir oynaklık yükselmiştir. Jeopolitik gerilimler enerji ve emtia piyasalarından ticaret ve lojistik hatlarına, yatırım kararlarından finansal piyasalara kadar birçok kanal üzerinden dünya ekonomisine yayılmaktadır. Bu gelişmeleri ve oluşturabilecekleri ilave riskleri yakından takip ediyor, etkileri sınırlandırıcı tedbirler alıyor, ekonomi politikalarımızı farklı senaryoları dikkate alan, dışsal şoklara karşı dayanıklılığı güçlendiren bir anlayışla yürütüyoruz. Küresel arz koşullarından kaynaklanan fiyat hareketlerinin bir taraftan enerji ithalat maliyetlerimizi ve dış ticaret dengemizi etkilerken, diğer taraftan üretim ve ulaştırma maliyetleri üzerinden enflasyon görünümüne de yansımaktadır. Nitekim geçtiğimiz yıl 2026 yılı için 63 milyar dolar olarak öngördüğümüz enerji ithalatı tahminimizi, bu yıl 71 milyar dolara güncellememizde de bu gelişmeler etkili olmuştur.”

“Göstergeler, programımızın somut sonuçlar ürettiğini ortaya koymakta”

“Programımızı hayata geçirdiğimiz günden bu yana temel önceliğimiz, makroekonomik istikrarı güçlendirmek, ekonomide dengelenmeyi sağlamak, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek ve kazanımlarımızı sürdürülebilir hale getirmek olmuştur” ifadesini kullanan Yılmaz, şöyle devam etti:

“Paylaşacağı göstergeler, son dönemde karşı karşıya kaldığımız ilave dışsal şoklara rağmen programımızın temel alanlarda somut sonuçlar üretmeye devam ettiğini ortaya koymaktadır. Programımız kapsamında yatırımların tüketimin üzerinde seyrettiği, dolayısıyla büyümenin kompozisyonunda daha dengeli, üretken ve sürdürülebilir bir yapının öne çıktığını görmekteyiz. Yeni yatırımlar üretim kapasitesini genişletmekte, teknolojik dönüşümü ve verimlilik artışını desteklemekte, aynı zamanda yeni istihdam imkanları oluşturmaktadır. Nitekim son yıllarda Toplam Faktör Verimliliğinin (TFV) büyümemize daha fazla olumlu etkide bulunduğunu görüyoruz. Baktığımız zaman 2026’da öngördüğümüz 3,3’lük büyümenin 1,2 puanını Toplam Faktör Verimliliği kaynaklı olduğunu görüyoruz. Tüketim ağırlıklı bir yapı yerine üretim kapasitesini artıran yatırımların öne çıkması, enflasyonla mücadeleyi destekleyen, dış denge üzerindeki baskıları sınırlayan ve potansiyel büyümemizi yükselten daha sağlıklı bir makroekonomik görünüm sunmaktadır.”

“Risk primimiz 220 seviyesinin de altına inmiştir”

Yılmaz, “Uyguladığımız politikalar çerçevesinde TL’ye güven artmaya devam etmiş, TL mevduatımızın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine yükselmesi izlediğimiz politikaların isabetli olduğunun somut göstergesi olmuştur.” değerlendirmesinde bulundu.

Koşullu yükümlülüklerden olan KKM’den çıkışın sorunsuz şekilde tamamlandığını anımsatan Yılmaz, “Kararlılıkla uyguladığımız politikalarla küresel ekonomik görünümdeki belirsizliklere ve jeopolitik risklere rağmen brüt rezervlerimiz 89,7 milyar dolar artarak, 188,2 milyar dolara ulaşmıştır. Rezervlerde sağlanan bu güçlü artış ekonomimizin dış şoklara karşı dayanıklılığını desteklemektedir. Jeopolitik gerilimlere rağmen risk primimiz de önemli ölçüde gerilemiş ve 700’lü seviyelerden 220 seviyesinin de altına inmiştir. Bu önemli gelişme gerek kamu gerekse özel kesimin yabancı para cinsi borçlanmasında faiz yükünü aşağıya çekmiştir.” dedi.

“Yıllıklandırılmış ihracatımız ağustos itibarıyla 280 milyar dolara ulaşmıştır”

Kaydettikleri mesafenin önemli göstergelerinden birinin de ihracattaki olumlu seyir ve ihracatın teknoloji kompozisyonundaki iyileşme olduğuna işaret eden Yılmaz, şu bilgileri verdi:

“Yıllıklandırılmış ihracatımız, ticaret ortaklarımızdaki belirgin yavaşlamaya ve zorlu dış talep koşullarına rağmen ağustos ayı itibarıyla 280 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. İhracatımız nitelik olarak da güçlenmiş ve 2024 Ağustos’unda yüzde 40 seviyesinde olan orta ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracatımız içerisindeki payı, 2026 Ağustos ayı itibarıyla yüzde 44,1’e ulaşmıştır. Böylece bir taraftan ihracatımızı artırıyor, diğer taraftan ihracatımızı daha yüksek teknoloji ve katma değere dayalı bir yapıya dönüştürüyoruz. İhracatımızdaki güçlü performansa rağmen enerji ve emtia fiyatlarındaki yükseliş, dış dengemiz üzerinde geçici bir baskı oluşturmuştur. Cari işlemler açığının milli gelire oranı 2024 yılı Haziran ayında yüzde 1,8, 2025 yılı Haziran ayında ise yüzde 1,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla bu oran yüzde 2,3’e yükselmiştir. Bu yükselişin içerisinde 0,7 puanlık farkın savaş nedeniyle geldiğini hesaplamaktayız. Dolayısıyla bunu çıktığımız zaman yapısal bir bozulma olmadığını net bir şekilde görüyoruz. Ayrıca, mevcut seviyenin, 2000-2025 dönemi uzun dönem ortalaması olan yüzde 3,2’nin belirgin altında ve yönetilebilir seviyede olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Dolayısıyla dış dengede daha dayanıklı bir yapı söz konusudur.”

Yılmaz soruları yanıtladı

Sunumunun ardından, basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Yılmaz, büyüme ve fiyat istikrarının orta uzun vadede birbiriyle çelişen değil, birbirini destekleyen süreçler olduğunu söyledi. Fiyat istikrarının oluştuğu bir ortamın aynı zamanda öngörülebilirliğin arttığı, yatırım ortamının iyileştiği bir ortam olduğunun altını çizen Yılmaz, dolayısıyla sürdürülebilir yüksek büyüme için fiyat istikrarının önemli bir katkı sunduğunu anlattı.

Yılmaz, kısa vadede bakıldığında, bazı gerilimler ve tercih yapma durumlarıyla karşı karşıya kalınabildiğini vurgulayarak, “Orta ve uzun vadeli baktığınızda, bu iki süreç aslında birbirini destekleyen süreçlerdir. Büyüme de bir taraftan sağlıklı bir şekilde yapıldığında, arz şoklarını düşürücü, arzı ve verimliliği artırıcı bir çerçevede gittiğinde, enflasyona olumlu katkı sunan konumda olabiliyor.” ifadesini kullandı.

Program dönemlerinde kaliteli, sürdürülebilir ve aşırı ısınmaya yol açmayan bir büyümenin gerçekleştiğini aktaran Yılmaz, çıktı açığının pozitif olmasını önemsediklerini ve beklediklerini aktardı.

Yılmaz, büyüme seviyelerinin enflasyonu zorlayıcı değil, enflasyonla uyumlu bir seviye olduğuna işaret ederek, “Potansiyel büyüme dediğimiz bir kavram var, 2026 için Türkiye’de yüzde 4,5 olarak hesaplanıyor, bizim gerçekleşmemiz ise bunun altında. Potansiyel büyümemizin 2027’de yüzde 4,7’ye çıkmasını beklerken, öngördüğümüz büyüme yüzde 4,2’dir. Dolayısıyla büyümenin enflasyonu artırıcı bir perspektif ortaya koyduğunu söyleyemeyiz. Gerek seviye gerekse kompozisyon olarak büyüme politikalarımız ile enflasyonla mücadele politikalarımız tutarlı bir çerçevede hazırlandı.” diye konuştu.

Bütçe açığındaki yüksekliğin nedeni

Yılmaz, gelecek yıl bütçe açığının neden yüksek olduğuna ilişkin gelen bir soruyu da yanıtladı. Bütçe açığının milli gelire oranını yüzde 3,5 olarak belirlediklerinin altını çizen Yılmaz, şunları kaydetti:

“Bu yılki gerçekleşme, yüzde 3,1 olacak. Gerçekleşmeye göre baktığımızda, bu yıl bir miktar artış görülebilir yoksa yılbaşı hedefleri aynıdır. ‘Gerçekleşmeye göre neden biraz daha yüksek tuttunuz?’ derseniz, savunma harcamalarının artacağı bir döneme giriyoruz, biz de gerekli adımları atmak durumundayız. Ayrıca depremin doğrudan harcamalarının yanı sıra, bahsettiğim o 104 milyar dolarlık harcamanın finansman maliyetlerinin önümüzdeki yıllara yansıması söz konusu. Bu nedenlerle bir miktar gerçekleşmeye göre 0,4 puan üstte görünmektedir, ancak bu oran Maastricht kriteri olan yüzde 3’e oldukça yakındır. Dünyada ve birçok Avrupa ülkesinde, bütçe açıklarının çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Son olarak, maliye politikalarımızın enflasyonla mücadeleye daha fazla katkı sunacağı bir dönem olacağını düşünüyoruz. Bunun da bütçe açığımız üzerinde bir miktar etkisi olabilir. Ama daha istikrarlı bir ekonomik yapı oluşacaksa, bir miktar daha bütçe açığı yönetilebilir diye düşünüyoruz.”

“Programı, seçimlerin zamanında yapılacağını öngörerek hazırladık”

Seçim süreçleriyle ilgili bir soruyu da cevaplayan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz bu programı hazırlarken, seçimlerin zamanında yapılacağını öngörerek hazırladık. Orada bir spekülatif, bir varsayım içinde olmadık. Seçim tarihinin öne alınması konusu tamamen Meclisimizin takdirindedir bizim şimdiden bir varsayım üretmemiz doğru olmaz. Ancak şunu ifade etmek isterim, bütün bu ekonomik politikaların nihai amacı nedir? Rakamlar büyüsün diye mi yapıyoruz? Hayır. Ekonominin en büyük amacı, insanın ve toplumun refahını iyileştirmektir, insana hizmet etmektir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde her zaman insan odaklı bir kalkınmadan yana olduk. Geniş toplumsal kesimlerin ihtiyaç ve beklentilerini gözetmeyen bir siyasetin geçerliliği olamaz. Bu talepleri ana politikalarımız çerçevesinde ele alıyor ve kaynaklarımızı maksimum düzeyde bu yönde kullanmaya devam edeceğiz. Fakat bunu birilerinin yaptığı gibi altını doldurmadan, popülist ve aldatıcı söylemlerle yapmıyoruz. Gerçekçi, ayakları yere basan ve sağlıklı bir politika seti üzerinden ilerliyoruz.”

Yılmaz, vatandaşların dünya örneklerine bakmasını önererek, popülist söylemlerle sadece oy avcılığı yapanların ülkeleri ve ekonomileri ne hale getirdiğini hep birlikte gördüklerini söyledi.

“Gıda güvenliği olmazsa olmaz”

Deprem harcamalarının 2027 ile sınırlı olup olmadığına değinen Yılmaz, 2027’de yaklaşık 10 milyar dolar civarında bir harcama öngörüldüğünü ancak ivmenin giderek azaldığını bildirdi.

Yılmaz, son 4 yılda yıllık ortalama 26 milyar dolar harcanırken, gelecek yıl bunun 10-11 milyar dolar seviyesine ineceğini, sonraki yıllarda daha da azalacağını tahmin ettiklerini aktardı.

Ekonomik güvenlik konusunda ise Yılmaz, şunları kaydetti:

“Bu başlık OVP’ye ilk defa girdi ve önümüzdeki dönemde daha çok tartışacağız. Dünya artık eski liberal küresel düzeninde değil, ülkelerin çok daha korumacı hale geldiği, kritik teknolojilerin, minerallerin ve üretim kapasitelerinin ülkelerarası jeopolitik rekabet aracına dönüştüğü bir dünyadayız. Hürmüz Boğazı, bunun en yakın örneklerinden biridir. Dünyada kutuplaşmaların ekonomi üzerinden arttığını görüyoruz. Bu ortamda, ülkemizin güvenliğini ekonomik güvenlikten ayrı düşünemeyiz. Küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle birlikte, enerji ve su gibi temel kaynaklar ile nadir elementler çok daha önemli hale gelmiş durumda. Gıda yine olmazsa olmaz. Buğday gibi stratejik ürünleri, mutlaka ülkemizin hem üretmesi hem de acil durumlar için depolaması ekonomik güvenlik açısından da çok kritiktir. Ayrıca savunma sanayisi başta olmak üzere, kritik teknolojilerde yola erken çıkmanın avantajını yaşıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü iradesiyle, bugün çok farklı bir noktaya geldik. Savunma sanayisinde elde ettiğimiz teknoloji ve yetkinlikleri, sivil endüstrilere de aktarmak istiyoruz. Bunların başında sağlık endüstrileri geliyor. Burada da kamu alımlarının çok önemli role sahip olduğunu biliyoruz. Kendimizi daha güvende hissedeceksek, diğer kritik teknolojileri de ülkemize kazandırmamız lazım. Burada sadece Türkiye olarak bakmıyoruz, dost ve kardeş ülkelerle ortak platformlarla üreterek gitmek durumundayız. ABD dünyanın en zengin ülkelerinden, buna rağmen F-35’i üretirken bir platform kurdular. Biz de dahil olmak üzere pek çok ülke burada yer aldı. Biz de önümüzdeki dönem ürün bazlı olarak dost ülkelerle platformlar oluşturmaya, hem geliştirme hem pazarlama açısından dikkat edeceğiz.”

Yılmaz, akademik dünyanın da katkısıyla ekonomik güvenlik kavramını daha rafine hale getirecek ve güçlü şekilde gündemde tutacaklarını sözlerine ekledi.

Related Articles

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Stay Connected

0BeğenenlerBeğen
3,913TakipçilerTakip Et
0AboneAbone Ol
- Advertisement -spot_img

Latest Articles