İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla derinleşen kriz, küresel ekonomide daha önce yaşanan büyük sarsıntılarla karşılaştırılıyor. Covid-19 pandemisinin yarattığı tedarik zinciri kırılmaları ve ABD Başkanı Donald Trump döneminde uygulanan gümrük vergileri, dünya ticaretinin kırılgan noktalarını ortaya koymuştu. Son gelişmeler ise bu kez enerji ve kritik hammaddeler üzerinden benzer bir etki yaratıyor.
Enerji arzında tarihi kayıp
Ekonomim’in haberine göre pandemi süreci, başta elektronik ve sağlık ekipmanları olmak üzere üretimde Çin’e olan bağımlılığı gözler önüne sererken, ABD’nin ticaret politikaları şirketleri alternatif üretim merkezleri aramaya yöneltmişti. Ancak 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaş, küresel sistemin bu kez enerji arzı açısından ne kadar hassas olduğunu ortaya çıkardı.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 10’u ile sıvılaştırılmış doğal gazın beşte biri piyasadan çekildi. Bu durum, enerji piyasaları açısından şimdiye kadar görülen en büyük kayıplardan biri olarak değerlendiriliyor.
Farklı krizler, benzer etkiler
Uzmanlar, yaşanan krizlerin farklı karakterler taşısa da benzer sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiyor. Pandemi talep tarafında büyük bir daralma yaratırken, gümrük vergileri tedarik zincirlerinde yapısal değişimlere neden oldu. İran merkezli kriz ise özellikle enerji ve emtia tarafında ciddi bir arz şoku oluşturdu.
Tedarik zinciri uzmanlarına göre, Covid-19 üretim merkezlerine olan aşırı bağımlılığı açığa çıkarırken, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler enerji akışına ve taşımacılık hatlarına duyulan bağımlılığı öne çıkardı.
Tedarik zincirleri yeniden şekilleniyor
Son gelişmeler, şirketlerin risk yönetimi anlayışını da değiştiriyor. Artık firmalar, tedarikin sorunsuz şekilde devam edeceği varsayımına eskisi kadar güvenmiyor. Uzmanlara göre İran’daki savaş, küresel sistemde yaşanan kırılmaların tek seferlik olmadığını net biçimde ortaya koydu.
Bu süreçte “reshoring” ve “nearshoring” olarak adlandırılan, üretimin tüketiciye daha yakın bölgelere kaydırılması eğilimi hız kazanıyor. Özellikle Avrupa’da bu yaklaşımın daha fazla benimsendiği dikkat çekiyor.
Maliyetler artıyor, rotalar uzuyor
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıkların etkisi henüz tam anlamıyla hissedilmiş değil. Ancak şimdiden artan enerji ve emtia fiyatları, hükümetlerin enflasyon beklentilerini yukarı yönlü revize etmesine neden oluyor.
Tankerlerin alternatif güzergâhlara yönelmesi, sevkiyat sürelerini haftalarca uzatırken maliyetleri de ciddi biçimde artırıyor. Artan sigorta primleri ve lojistik giderler, birçok sektörde fiyatların yükselmesine yol açıyor.
Yeni normal: Daha fazla stok, daha az risk
Küresel ticarette bir diğer önemli değişim ise “tam zamanında üretim” anlayışının yerini giderek “ihtiyati tedarik” modeline bırakması. Şirketler, olası krizlere karşı stoklarını artırarak daha temkinli bir strateji izliyor.
Jeopolitik riskler de artık şirketler için en önemli gündem maddelerinden biri haline gelmiş durumda. Firmalar, tedarik zincirlerini çeşitlendirerek tek bir ülkeye bağımlılığı azaltmaya çalışıyor.
Küresel sistem için stres testi
Uzmanlara göre yaşananlar, sadece bölgesel bir kriz değil; aynı zamanda küresel sistemin dayanıklılığını test eden bir süreç. Günümüzde ekonomik kırılganlık, tek bir bağımlılıktan ziyade enerji, finans, lojistik ve siyasi dengeler arasındaki karmaşık ilişkilere bağlı olarak şekilleniyor.


